Aydınlatma ve Sirkadiyen Ritim İlişkisi
Aydınlığın ve karanlığın her anı mucizedir.”
Walt Whitman
Memelilerde sirkadiyen ritmi belirleyen sirkadiyen düzenleyici, hipotalamusta bulunan bir hücre grubu olan suprakiazmatik çekirdekte (SCN) yer alır. SCN’nin düzgün çalışmaması, uyku/uyanıklık da dahil olmak üzere sirkadiyen ritimle senkronize olan çeşitli aktivitelerde değişikliklere neden olur.

SCN retinadan gelen uyaranlar doğrultusunda sirkadiyen ritmi düzenlemekten sorumludur. 2000’li yılların başlarına kadar retinada yalnızca görmeyi sağlayan sistem tarafından kullanılan foto reseptörlerin (koniler ve çubuklar) de bulunduğu düşünülmekteydi. Ancak, yapılan araştırmalar çubuk ve koniler dışında retinada ışığa duyarlı başka reseptörlerin de keşfedilmesini sağladı. Işığa duyarlı gangliyon (ipRGC) hücreleri, melanopsin adı verilen bir foto pigment içerir ve mevcut ışık miktarının düzeyini ve özelliklerini SCN’ye bildirerek uyku uyanıklık döngüsünün ve hormonal düzenin devamlılığını sağlar.

Görmeyi sağlayan foto reseptörlerin en duyarlı olduğu dalga boyları Sarı-Yeşil renk aralığında iken, biyolojik ritmi düzenleyen melanopsin duyarlılığı 420-440 ƞm mavi dalga boyu aralığındadır. Son zamanlarda sık sık duyduğumuz “akşam saatlerinde mavi ışık yayan ekranlardan uzak durmalıyız” uyarısının ana kaynağı da budur.
Işığın biyolojik saati etkileme yeteneği doğrudan ışığın yoğunluğu, dalga boyu ve göze geliş açısına bağlıdır. Işık, uykunun evresine bağlı olarak sirkadiyen ritim düzenini öne çekebilir veya öteleyebilir. Akşam saatlerinde cep telefonu, tablet, bilgisayar ekranlarına maruz kalmak sirkadiyen ritim ve hormonal dengenin bozulmasına neden olur. Özellikle çocukların büyüme ve öğrenim süreçleri için aydınlatma özellikleri ya da ekrana maruz kalma süresi son derece kısıtlı tutulmalıdır.
Doğal ışık alan ortamlarda yeterince vakit geçirdiğimiz, doğal ışık döngüsüne uyumlu bir yaşam tarzı benimsediğimiz sürece ışığa bağlı sirkadiyen ritim kaymalarının önüne geçmiş oluruz. Bununla birlikte günümüz şartlarında zamanımızın %90’ını kapalı alanlarda geçirmekte ve özellikle kış aylarında gün içinde dahi sürekli sabit olan yapay aydınlatma sistemlerine maruz kalmaktayız.

Işığın bir çalışma düzlemindeki yoğunluğunu sabit değerlere göre hesaplamak ve sürekli olarak ışık şiddetini ve ışık rengini bu değerde tutmak, vücudun doğal döngüsüne aykırı olarak biyolojik döngüyü günün bir saatine takılı kalmaya zorlar. Bu durum ise fiziksel ve psikolojik sağlığımızı olumsuz etkiler.
Zamanımızın %90’ını geçirdiğimiz kapalı alanlarda en ideal çözüm mümkün olduğunca gün ışığının mekana girmesini sağlayacak şekilde binaları tasarlamaktır. Ancak, her ne kadar mekan gün ışığı alıyor olsa da, mekanın derinliği, meteorolojik şartlar, vardiyalı çalışma gibi nedenlerle yapay aydınlatma kaynaklarını gün içinde kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle, yaşam ve kullanım alanlarımızın çok daha sağlıklı ve konforlu olması için yapay aydınlatma sistemlerimizin gün içindeki sirkadiyen ritmimize uygun hale getirilmesi gerekmektedir.
Sirkadiyen ritim ile uyumlu aydınlatma tasarım projeleri için bizimle iletişime geçin.